Şişedeki mektup

messageinabottle1

Bu şişedeki mektubu kim bulursa bulsun yurdumuzu şuankinden daha kötü bir halde olacağını sanmıyorum. Eskiden bir mahallede oturan insanlar birbirini tanır, birbiriyle selamlaşır, hal hatır sorardı. Şimdi ise yanıbaşındaki komşusundan bile bir haber insanlar. Eskiden yüz yüze muhabbet vardı, beraberken arkadaşlar karşısındakinin yüzüne bakar, sıcak sohbetler ederlerdi. Şimdi herkesin gözü teleofununda, tabletinde, karşıdaki insanı umursamıyormuşçasına kafalarını ekranlardan kaldıramıyorlar. Eskiden din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın sorunsuz huzur içinde yaşayan halkı bıraksan şimdi birbirini boğazlayacak. Nasıl bu hale geldik hiç bilmiyorum. İleride bundan daha kötü duruma gelebilieceğimizi düşünmek istemiyorum. Umarım bir aşamadan sonra dramatik bir şey olur ve daha iyiye gitmeye başlarız.

Neden Batman’i seviyoruz?

 

Legends-of-the-Knight-Batman-at-HospitalHepimizin bildiği gibi Batman’in herhangi bir süper gücü yok. Uçamıyor, gözünden ışın çıkartamıyor, şekil değiştiremiyor, bir insandan çok hızlı veya çok güçlü değil. Hiç bir süper gücü olmayan bir süper kahramandan bahsediyoruz burada. Ama yine de Batman  en çok sevilen , gelmiş geçmiş en popüler süper kahramanlardan birisi. Marvel’ın baskısı altında ezilen DC Comics’in de en çok para kazandığı karakteri Batman. Peki neden Batman karakteri bu derece popüler ve etkili. 1940’lardan günümüze nasıl oldu da eskimeden güncel kalabildi. Bunun için önce karakterin derinliklerine inmemiz lazım. Şehrin en varlıklı ailelerinden Thomas ve Martha Wayne bir sokak soyguncusu tarafından öldürülmüş, çocukları Bruce Wayne ise hiç bir şey yapamadan buna seyirci kalmıştır. O kadar zengin bir ailenin korumasız bir şekilde sokakta gezmesinin ne mantığı var o da ayrı bir tartışma konusu. Bruce Wayne bu trajedi sonrası büyük bir şok geçirmiş ve tüm hayatını Gotham şehrindeki pisliği temizlemeye ve suçla savaşmaya adamıştır. Zihnini ve vücudunu buna göre şekillendirmiş. Dünyayı gezip tüm dövüş sanatlarını öğrenmiş ve uzmanlaşmıtır. Sınırsız bütçesiyle  süper bilgisayarlar, zırhlar, araba görünümlü tanklar, birbirinden ilginç gadgetlar almıştır. Küçükken en çok korktuğu şey olan yarasaları benimsemiş, kendine sembol seçmiş ve suçluların kalbine korku salmak için kullanmaya karar vermiştir.  Normalde yarasa sıradan herhangi bir insan için korkunç bir hayvan değildir. Ama yarasayı sembolize etmiş olan Batman korkunçtur , gizemlidir. Karanlıktan yararlanmasını bilir. Kimse fark etmeden ortaya çıkıp, bir göz kırpmasında ortadan kaybolabilir. Ağır silahlı bir swat timini tek bir yara almadan alt edebilir. Batman aynı zamanda dünyanın en iyi dedektif yeteneklerine sahiptir. Polisin çözemeyeceği olayları üstün dedektiflik becerileri, elinin altındaki gadgetlar ve süper bilgisayarı yardımıyla kolaylıkla çözebilir. Batman zekidir. Her zaman plan yapar. Düşmanlarının (hatta dostlarının) zayıf noktalarına detaylıca çalışır. Bu yüzden bir şeylerin ters gitmesi ihtimaline karşı tüm Justice League(Superman, Wonderwoman, The Flash, Martian Manhunter, Green Lantern)’i kolaylıkla etkisiz hale getirebilecek planlar yapmıştır. Hiç bir süper gücü olmayan Batman böylece üstün süper güçlere sahip kahramanlar ekibini yenebilir. Batman kendi zayıf yönlerinin de farkındadır, bu yüzden kendini zor durumda bırakabiliecek durumlardan olabildiğince kaçınmaya çalışır. Batman karakteri azim ve emek yardımıyla insan potansiyelinin gelebilceği son noktayı gösteriyor. Hepimiz doğru disiplin ve sağlam bir irade yardımıyla kendi çapımızda bir batman olma potansiyeline sahibiz, o yüzden onu bu kadar çok seviyoruz.

Dedektif


detective_items-wallpaper-960x600

Yine sıradan bir öğleden sonrasında özel dedektif Tufan Yıldırım odasında klasik müzik dinleyerek rahatlamaktaydı. Kapıyı çalan kişinin sıradan bir müşteri olmadığı belliydi. Güçlü bir yumruk camları titreterek üç kez kapıyı çaldı. Dedektifin onayının ardından içeri giren adam iri yarı, iki metre boylarında, kel ve vitiligo hastalığına yakalanmışcasına bozuk bir cilde sahipti. İri adam patronu adına konuşmaya geldiğini söyledi ve eğer işi kabul ederse dedektifi patronuyla görüşmeye götüreceğini söyledi. Dedektif Tufan müşterileriyle sadece kendi ofisinde görüşmeyi kabul ettiğini söyleyince iri adam cebinden bir çek çıkardı. Çekin üzerindeki astronomik rakam dedektifi ikna etmeye yetti. Yolculuk gayet kısa sürdü, İncek tarafında büyük bir villaya geldiler. Her ne kadar ev dışarıdan bakınca diğer evlerden farklı görünmese de içeri girdikçe her tarafın güvenlik sensörleri, kameralar ve silahlı korumalarla çevrili olduğunu gördü dedektif. Üstü arandıktan sonra üst kata iri adamla beraber çıkmasına izin verildi. Odaya girdiğinde dedektif gözlerine inanamadı. 10 sene önce trafik kazasında ölmüş olan annesi karşısında oturuyordu. Öldüğü zamankinden bile genç görünüyordu. Sokakts görse büyük ihtimalle annesine benzeyen biri olduğunu düşünür geçerdi dedektif. Fakat uzun uzun dikkatlice baktıktan sonra karşısındakinin annesi olduğuna emindi. Annesi oğlunun bir şey söylemesine fırsat vermeden durumu açıklamaya başladı. Tufan’ın babası Emniyet Amiri Hüsrev Bey’in suikasitinden sonra annesi çok değişmişti. Öncesinde annesi de babası gibi polisti ve babasının isteği üzerine işten ayrılıp evinin kadını olmuştu. Fakat bu şok edici olaydan sonra annesi suçla savaşmak için yeni bir şeyler yapılması gerektiğinin farkına varmıştı. Zamanı gelince kendisini kazaran ölmüş göstererek yeni bir kimliğe bürünmüş ve yeraltı dünyasının korkulan ismi Kızıl adını almış. Suçla mücade etmek, suçluların haksız yere aklanıp bir bir hapisten çıkmasına seyirci kalmanın anlamsız olduğunu düşünüyormuş Fatma. Suçla doğrudan savaşmaktansa onu kontrol altına almanın, yönetmenin daha kolay olduğunu düşünmüş ve uygulamaya koyulmuş. Kendi yeraltı imparatorluğunu kurarken oğlunu da unutmamış. Her zaman güvende olduğundan emşn olmak için gizlice takip ettirmiş. Amcasının yanında üniversite okurken de, işe başladıktan sonra en tehlikeli vakaların izini sürerken bile gözü hep üzerindeymiş biricik oğlunun. Sonunda doğru zaman gelmiş ve artık oğlunun da ona katılmasını istiyordu. Bu kokuşmuş şehri beraber yönetip, yeni nesillere temiz bir yuva bırakabileceklerdi.
Tufan kulaklarına inanamadığını söyledi. Yıllardır efsane olduğuna inandığı Kızıl gerçekti ve ölen annesinin ta kendisiydi. O kadar kadın katilini işkence yaparak öldüren, okullarda uyuşturucunun sokaklardan kalkmasını sağlamak için torbacıları çocuk parklarını astıran, hırsızların bir elini kesen kendi öz annesiydi. “Ne diyorsun oğlum bana katılmaya hazır mısın?” dedi Kızıl. Çorabına gizlediği ufak bıçağı çıkaran Tufan önce ani bir hamleyle iri adamın boğazını kesti. Sonra ise Kızıl çekmeceden silahını alamadan karnına sapladı. Öz annesinin kanı yerdeki döşemeye damlarken “Üzgünüm, her ne kadar annem olsan da diğer suçulalardan hiç bir farkın yok. Sadece diğer büyüklerden alan çalıyorsun. İleride durum kontrol edemeyeceğin seviyeye gelecek ve şehri kaosa sürükleyecektin. Yıllardır bu günü bekliyordum. Yıllardır Kızıl’ın peşindeydim ve sen olduğunu biliyordum. Suçla savaşmaya devam edeceğim ama senin yöntemlerinle değil.” dedi. Dedektif elini özenle temizledikten sonra camdan atlayıp kayıplara karıştı.

Deniz yolculuğu

ChanBritanis06Matsonia

Deniz yolculuğu beni her zaman rahatlatmıştır. Deniz tutması yaşayan, sudan korkan ya da deniz yolculuğundan sıkılan insanları hiç bir zaman anlayamadım. Deniz yolculuğunun nedense beni özgürleştiren bir yönü var. Belki karaya bağlı olmamaktan ötürü belki de sürekli dalgalar arasında yol almak, rüzgar, martılar ve bunların hepsinin bir araya gelmesiyle oluşan eşsiz atmosfer farklı hissetmeme sebep oluyor. Denizdeki tuzlu suyun kokusuyla bezenmiş temiz hava ciğerlerime dolduğunda daha enerjik ve mutlu hissediyorum. Belki de bu yüzden tekne yolculukları bu kadar romantik oluyor. Titanic de belki bu yüzden gelmiş geçmiş en başarılı filmlerden birisi. Tabi ki bir deniz yolculuğunun trajedi ile bitme ihtimali de var. Ne kadar yüzme biliyor olursanız olun batan bir gemiden sağ kurtulduktan sonra açık denizde hayatta kalma mücadelesi vermek en atletik ve eğitimli bir insan için bile zor bir iş. Denizde insana zarar verebilecek canlıları saymak bile istemiyorum. Yine de daha geniş çerçeveden baktığımızda bütün yolculuk türlerinin kendine göre tehlikeleri var. Bütün tehlikelerine rağmen deniz yolculuğundaki tuzlu suyun kokusu, teknenin suyu çarşaf gibi yarıp geçmesini ve o romantik atmosferi hiç bir şeye değişmem.

Denzel Washington ile tatil

denzel-washington-spain-getty-600

Altmışıncı yaş gününe yaklaşan Denzel Washington yoğun film sezonu sonrasında tatil için ülkemizin nezih tatil yerlerinden biri olan Mühye köyüne gelmeye karar verir. Her ne kadar büyük bir holywood yıldızının böyle bir köye gelmesi abes kaçsa da, burası aynı zamanda Denzel’in en yakın arkadaşlarından biri olan Erdem’in köyüydü. Ben de Erdem ile arkadaşlığımdan faydalanarak kendimi zorla davet ettirdim. Yol gayet sıkıcıydı, köyün nerde olduğunu bilmiyorum ama rahat bir 10 saat geçti. Otogara geldiğimde Erdem beni kırmızı Vosvosuyla bekliyordu. Yanında da bizim Denzel. Hemen tanışıp tokalaştım. Abi filmlerinin hastasıyım, çok başarılı projeler seçiyorsunuz, bunca yıldır çizginizden hiç sapmadınız dedim. Tabi alışık olduğu için güldü geçti. Üzerinde bir tane Mavi jeans ve yeşil beyaz çizgili bir tshirt vardı. Oradan kalktık Erdem bizi kebapçıya götürdü. Mühye köyünün özel ateşte mühyeli kebabını yedik. Ardından da bir maraş dondurması. Denzel çok beğendi Mühye’yi ve yemeklerini. Ülkemizin başka yerlerini de zaman buldukça gezmeyi düşündüğünü söyledi. Mühye kalesine çıkıp köyden güneşin batışına seyrettik. Denzel bize yeni projelerini anlattı. Avusturalya’da bir çiftlik çocuğu var koalası ile ilgili bir film yapmayı düşündüğünü söyledi. Filmdeki büyük tapımcılardan biriymiş.Yönetmenliğini Baz Luhrmann yapacakmış. İstersen sizlere de ufak tefek roller verebiliriz dedi. Sevinçten havalara uçmuştum. En sevdiğim oyunculardan biri bana bir filmde oynamayı teklif ediyordu, üsteklik avusturalyayı gezip görme fırsatım olacaktı. Tam Denzel’a sarılacakken uyandım. Bütün hepsi bir rüyaymış meğerse. Biraz düşündüm, bu kadar alakasız saçma şey ancak rüyada bir arada olabilirdi herhalde.

Bir Nesne Olsam

woman-computer-flowers

Eğer ben bir nesne olsam bilgisayar olurdum.
Klavyemde insanların parmaklarının ahenkle dans edişini hissederdim. Onların parmaklarından dökülen kelimeleri önce assembly diline oradan da birlere sıfırlara dönüştürürdüm. İşlemcimdeki yazmaçlarda bu bilgileri tutar, oradan önbelleğe, oradan ana belleğe , oradan da sabit diskime aktarır saklardım. Ekranımda sadece insanların köşeyazı makaleleri , facebook fotoğraflarını , youtube videolarını görüntülemek yerine onlara hiç görmedikleri yerler göstermek isterdim, hiç tanışmadıkları ama algoritmik olarak ruh eşi olduğu hesaplanmış insanlarla tanıştırırdım. İnsanların başımda oturup zaman kaybetmesindense onları rutin sıkıcı hayatlarından kurtarıp onların potansiyellerini ortaya çıkarmalarına yardım ederdim.

Aynalar türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü görmek isteyen cana bakar

Beauty-reflects-in-the-mirror-daydreaming-31719328-1280-854

Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü görmek isteyen cana bakar. Her ne kadar iç güzelliğin önemine katılsam da geçmişten günümüze dış görünüş her zaman büyük öneme sahip olmuştur. Bir iş görüşmesinde bile kişinin bırsktığı ilk intiba dış görünüş, giyimi, konuşması üzerine olur. Karşı veya aynı cinse ilgi duyan birinin gördüğü şey tamamen dış güzellikten ibarettir. Yoksa ilk görüşte aşk diye bir şey olur muydu hiç? Ne yazık ki günümüz dünyası tamamen dış güzellik ve materyalizm üzerinden yürüyor. Bunu kanıksamış veya benimsemiş değilim ama gerçekleri ister istemez kabul etmek durumundayım. Mankenler, film yıldızları, gösterişli evler, arabalar, pahalı telefonlar, altın saatler – takılar hepsi dış güzellik ve paranın hakim olduğu yapay bir dünyanın ürünleri. Bu dünyanın bir parçası olarak ister istemez bu yozlaşmadan etkileniyoruz hepimiz. Ama en azından özümüzde asıl önem verdiğimiz değerlerden ödün vermeyelim: iyi, mütevazi ve topluma faydalı üretken bir birey olabilmek.